no title

Kişiye özel koruyucu ve önleyici tıp, milenyumun değil, en az 3 milenyumun kadim tıbbı; geleneksel Çin ve İbn-i Sina tıbbıdır.

Modern tıbbın yarattığı hayal kırıklığı ve yetersizlik, felsefesizliğinden kaynaklanmaktadır. Aslında kendisi ‘hasta’ olan “günümüz tıbbı”, belirtiler üzerinden “hastayı” iyileştirmeye çalışan bir sistemi kullanmaktadır. Ancak artık, herkes, bu “işletim sisteminin” çalışmadığını görmektedir. “Hastane”de “şifa” bulmak mümkün müdür?
Halbuki, sağlıklı olmak, çok basittir ve “kuralları” da insanı, tüm özellikleriyle (fiziksel,ruhsal,duygusal,sosyal,vb.) bir bütün olarak ele alan “koruyucu, önleyici tıp” bakışıyla en azından 3 milenyumdan beri bilinmektedir.
Geleneksel Çin Tıbbı,Uygur Türkleri Kaynakları, Lokman hekim ve İbn-i Sina benzer tavsiyelerde bulunuyor: Genç, güçlü ve sağlıklı kalmanın yolu “engin olmak, bedeni çalıştırmak, temiz hava solumak ve nefsine hakim olmaktır”. Nefsine hakim olmak, İbn-i Sina’ya göre “mizaca uygun (ve az) beslenmek” ile başlar. Dinimize göre “fıtrata uygun” ve az yiyip içmektir, “sağlıklı ol”manın, uzun yaşamanın anahtarı..“Yiyiniz içiniz , israf etmeyiniz” derken bu açıkça vurgulanmaktadır. Kan gruplarına göre “12 farklı mizacı” ele alarak “doğru ve az beslenmek” güzel bir yol olabilir.

Genetik hastalıklar hariç, hemen hemen bütün hastalıkların sebebi aynıdır. Aslında, ilginç olan, bütün hastalıklardan iyileşme yolunun da “hemen hemen aynı” olmasıdır.
Gerçekten “hasta olmak” ya da “iyi olmak” “tercihi” bizimdir. Belki de “insan-ı kamil ol”ma “farkındalığı” budur. Çünkü, insan eşsizdir ve “mükemmel” bir bağışıklık (immün) sistemi vardır. Bu mükemmel “insan”, kendisini tahrip ederek “hasta ol” duğunda, “şifa yol”u da gösterilmiştir. Ancak hastalık sebeplerini bilmeyenler için immün sistemin cevabı, “homeostasis-dengeyi-uyumu”i savunması hastalık olarak görünür ve “gerçek hastalık” gözardı edilmiş olur”.
Hastalık ve “iyi olmak” nedir?
İnsanın, çözülmemiş (çözmediği) problemlerinin bir göstergesi,yansımasıdır hastalık.. İyi “ol”mak ya da “İyileşme” de, aslında hastalığın, metafizik bir yönünün olduğunu “kabul” ile mümkündür. Belirtiler dediğimiz semptomların, ruhsal çatışma ve karmaşanın, yani duygu ve düşüncelerimizin, kabul, değer ve yargılarımızın “bedensel ve metaforik ifadesi” olduğunu “algıladığımız” zaman “hastalığın felsefesini” anlayabiliriz.
Hastalık hakkındaki bu farkındalık ile ancak “kendi sağlığımızın kontrolünü elimize alabiliriz”. Amacım, size bu “farkındalığı” oluşturacak yeni ve çok farklı bir bakış açısı kazandırmaktır.
Varoluşun nedenlerini “kendi içimizde-nefsimizde” aradığımız gibi, hastalıklarımızın da sebeplerini de “kendimizde-nefsimizde-özümüzde” arayıp bulduğumuzda “kendini bilen insan” olma süreci nde yol almış oluruz. Yani “hastalıklar” aslında birçok “felsefi ve ezoterik” bilginin “ipuçlarını” verir bize..
Hastalık, aslında bedendeki “uyum”un bozulmasıdır. Yani, o zamana kadar “bir şekilde dengede” olan “düzenin” bozulmasıdır. Bu uyumun bozulması, önce “bilgi” boyutunda hissedilir, bilinir (biliniyordur)..Sonra, belki yıllar sonra bedende kendisini gösterir. Bedenimiz, bilinç ve bilinçde oluşan tüm fonksiyon ve değişimlerin gerçekleştiği, yansıdığı alandır. Kişi, eğer “bilinç” düzeyinde ya da “duygu-düşünce” boyutunda bir dengesizlik, çatışma, uyumsuzluk yaşarsa, bu, bir hastalık belirtisi olarak görünür.Bu sebeple “bedenin hasta” olduğunu söylemek doğru değildir; sadece “insan hasta” olabilir ve bunun bulguları-belirtileri “bedende” açığa çıkar..Eğer gittiğiniz bir tiyatroda seyrettiğiniz sahne trajik ise, trajedik olan sahne dekoru değil, oyunun kendisidir.Bedenimiz bilinç olmadan yaşayamayacağı gibi, “bilinç olmadan hasta” da olmaz.

Hastalıklar, “mükemmel dengenin yeniden oluşturulması;yeniden uyum sağlanması-kendini bilmek için çok iyi bir fırsattır. Hastalıklar aslında “ruhumuzda duyduğumuz eksikliklerin” beden tarafından telafi edilmesidir. Hastalıklar, “ben”in engellerinden, sınırlandırmalarından kurtulmak için “eşsiz” bir “fırsattır.